.

Related Posts with Thumbnails
michael jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michael jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2010

living with michael jackson




belgesel martin bashir denen ikiyüzlü pisliğin neverland'de 8 ay michael jackson ile yaşamasını ve jackson'ın görülmeyen yönlerini anlatıyor. tabi ki yanlı bir şekilde.

en başlarda gayet ılımlı ve sevgi dolu sözler eden bashir adamı son 20 dk.da üst üste michael jackson'a iğrenç sorular soruyor, ve rahatsızlığını görmesine rağmen buna devam ediyor. belgesele koyduğu kısımları kesip biçiyor ve önümüze çocuk istismarcısı ve çocuklarını umursamayan bir adam portresi çiziyor. bunu gören michael jackson -ki kendisinin ne kadar ince ve kırılgan bir yapıya sahip olduğunu bilmeyenimiz yok sanıyorum- yıkılıyor ve sonunu hazırlayacak olan ilaçlara bağımlılığı artıyor. çoğu yerde bashir asıl katil olarak gösteriliyor.

bunu anlamak çok da zor değil, diana ile yaptığı röportajı referans gösterip michael'ın kendisine kapılarını açmasını sağlıyor ve fakat iş montaj aşamasına geldiğinde, michael'ın verdiği cevapları kesiyor ve ben tatmin olmadım diyor. söylese biz edebilirdik orası ayrı.

bu belgesel (!) yapılırken michael jackson'ın kişisel kamerası da kayıt ediyor her şeyi ve tüm bunlar "the footage you never meant to see" adlı dökümanda gösteriliyor. orada da görüyoruz ki, bu bashir denen dangoloz michael'a methiyeler düzerken, karşımıza bambaşka bir şey çıkartıyor.

neyse türkiye'de de türüne çokca rastladığımız yavşak gazetecilik örneğini görüyoruz burada, fakat benim üzüldüğüm nokta bu kadar temiz ve saf duyguları olan michael jackson'a bunları yapabilme ve onu ölüme sürükleme durumu.

görüyoruz ki tam bir çocuk michael jackson. ve kafası o kadar kapalı olan kişiler tarafından çocuk tacizciliğiyle suçlanıyor. bunlara verdiği " siz yatağı sadece seks için kullanıyor olabilirsiniz ama biz sevgimizi paylaşmak için kullanıyoruz, kitap okuyoruz, müzik dinliyoruz" cevabı hala anlaşılamıyor.  hele ki üzgünüm ama pakistan'lı bir gazeteciden bunu beklemek de ütopya olsa gerek. buna ahmet'ler, mehmet'ler de dahil.

sonuç olarak yanlı bir yapım, fakat michael jackson'ın o çocuk hallerini görmek bile mutluluk verici.

09 Aralık 2009

give in to me

biraz kastırsak tüm zamanların en iyi rock şarkısı ve solosu konulu listelere sokabiliriz bu şarkıyı, pek leziz efendim.

03 Aralık 2009

heal the world



hala bu adamın içindeki sevgiyi göremeyenlere gelsin..

michael jackson



bitik bir halde kalktım bugün, aldım kahvemi koydum müziklerimi dinlemeye başladım. sonra attım hepsini, michael jackson'ı koydum, dinlemeye başladım.

zaten uzun zamandır hakkında bir şeyler yazmak istiyordum bari yazayım dedim. bu adamı sadece müzikleriyle değerlendirmek biraz yanlış olur gibi çünkü medya veya daha genele vurursak, üzerinden para kazanan insanlar tarafından bilinçli olarak bir şekilde yanlış aktarılmış birisi. onca çocuk istismarı olayı, uyuşturucu, rengini değiştirmesi - ki öyle bir operasyon var mı gerçekten merak ediyorum -..

önce michael jackson'ın yaşadığı hayata bir bakalım. henüz altı yaşındayken, şimdi çok daha kolay gördüğümüz sanal dünyaya adımını atıyor, ya da attırılıyor diyelim ve tam kırk beş sene içinde kalıyor ister istemez. ortada yaşanamayan bir çocukluk var, cenaze töreninde abisi de şöyle demişti, " en sevdiğimiz program televizyonda başlardı ama bizi stüdyoya çağırırlardı ve izleyemezdik", bu bile her şeyi açıklıyor. aslında çok önemli bir nokta bu çünkü üzerine kurulan tüm yalanlar burada çatırdamaya başlıyor. michael jackson'ın hayatının son zamanlarında çocuklarla birlikte vakit geçirmesi ve yaşadığı yer de bunun basit bir göstergesi. yaşadığı yer dedik, yerin adı neverland, yani olmayan ülke, ki eski bir lunapark burası. yani o kadar trajik ki bu, adam çocukluğunu yaşayamıyor, sonra eski bir lunaparkın olduğu bir yer alıyor, adı neverland, burada yaşayamadığı çocukluğunu yaşıyor bir şekilde çocuklarla. şöyle düşünelim, tüm dünyanın tanıdığı bir adam var ve bundan çıkar sağlamaya çalışan aileler, müzik şirketleri, gazeteler, televizyonlar.  yani o kadar basit ki, michael jackson'la arkadaş olan bir çocuğun ailesinin böyle bir şeyi kullanması. kaldı ki böyle de oldu sonunda ve zaten belki de tutunduğu tek şey olan "sevgi"yi kaybetmek istemeyen michael jackson aileye para verip konunun kapanmasını istedi. sonraları açılan davalar da hep lehine sonuçlandı, tüm bu şeyleri üst üste koyunca "michael jackson çocukları severdi hehehe ;)" gibi ortalama bir salih memecan esprisi yapmak çok da zor olmasa gerek.

gelelim şu rengini açtırma muhabbetine. gerçekten tıpta böyle bir uygulama var mı bilmiyorum, merak ediyorum ama, hiç duymadım bugüne kadar. michael jackson'da vitiligo hastalığı olduğu bilinen bir gerçek, sonucunun bu olduğunu düşünüyorum fakat! öyle olmadığını varsayarsak bu neden bizi geriyor anlamıyorum. bir röportajda michael jackson'a derisinin rengini ve değişimini soruyorlar verdiği cevap şunun gibi bir şey; "bugün solaryum bir sektör olmuş durumda ve buraya milyarlarca dolar para yatırıyor insanlar, derilerinin renklerini değiştirmek için, bu değişime hiçbir şey demeyip bendeki değişime neden bu kadar önemseniyor?". daha söyleyecek bir şeyim yok zaten bu sözlerden sonra. birisi size seksi gelirken, diğerine bu kadar takılmanız ve dalga geçmeniz ise son derece zavallıca.

this is it'i izleyince daha rahat anlaşılabiliyor aslında dünyaya nasıl baktığı. elinde lolipop'la ortalarda dolaşan ve yapılan her yanlışa bile sürekli sevgiden bahsederek karşılık veren birisi, dünya hakkındaki sözleri de aynı şekilde sevgi üzerine kurulu, yani bu adamın her şeyi sevgi üzerine kurulu ve her zamanki gibi bunu kullanmak hayli kolay. şekilciliğin ne kadar ileri düzeyde olduğunu da görüyoruz sayesinde, müzikleri ya da hayata bakışı önemli olmazken, fiziksel değişimleri bizi ilgilendirir duruma gelmiş, diyecek bir şey yok.

10 Kasım 2009

this is it



üç gün önce izlediğim belgesel/film.

bir milyonluk bir şehirde saat ikide ve gösterimin olduğu tek sinemada filmi tek başıma izlemem durumunu irdelemeyi istemiyorum. film ya da belgesel ne derseniz deyin, afişte dediği gibi tanımadığımız bir adamı keşfediyoruz.

son turnesi olacak olan this is it üzerine bütün film, öyle geçmişiyle ilgili bir gösterim yok, tabi sen çıkartabiliyorsun. geçenlerde muazzez abacı'nın kemancısını dövdüğü görüntüler falan çıkmıştı, filmi izlerken direkt akla o geliyor, yapılan her yanlıştan sonra michael "provaları bunun için yapıyoruz hadi bi daha deneyelim" diyor, tanrı sizi kutsasın ve sevgi sözcüklerini dilinden  düşürmüyor. hal böyle olunca hala o yuvarlak popolarından konuları kavrayıp bu adama bok atanları görmek beni hala deli ediyor. michael jackson üzerine uzun bir yazı yazmayı düşünüyorum zaten ama şimdi çok girmeyeceğim içine.

sadece şunun bilinmesi lazım, bu adamın kalbinde çoğumuzda olmayan bir sevgi var-dı. yani provalarda falan görüyorsun adamın ne kadar sevgi dolu olduğunu, sonra yaşadığı onca şey var. ölümüne de hiç değinmiyorlar filmde, yani sadece this is it ile alakalı bir film bu, gerçi yine ağlatıyor orası ayrı. bir de müziğe ne kadar hakim olduğunu görüyorsunuz filmde, sanırım ilk kısmındaydı, çalınması gerekeni sesiyle yapıyor ve işte orası inanılmaz, izlemeniz lazım. filmdeki en eğlenceli yan ise michael'ın rahatça yaptığı hareketleri dansçıların joseph joseph nidalarıyla yapmaya çalışmaları.

ölümü hakkında birkaç şey söyleyeyim, filmde görüldüğü kadarıyla sağlığı gayet yerinde michael'ın, yani denildiği gibi büyük ihtimalle doktorun bir hatası vardı burada.

iki hafta gösterimde kalacak, sonlara geliniyor sanırım, eğer ki imkanınız varsa, sevmeseniz bile izlemenizi tavsiye ederim, sadece bir film gibi değil çünkü, çıkarımlar yapmak serbest.