pink floyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pink floyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2009
21 Kasım 2009
the division bell
muhteşemdir, yani şöyle diyeyim, muhteşemdir.
diğer muhteşem pink floyd albümlerinden biraz farklı ve benim için biraz daha önde. roger waters'sız bir albüm, daha fazla david gilmour var, bence iyi ki de var. böyle yumuşak, pürüzsüz bir tat bırakıyor gerçekten de insanda. yukarıdaki albüm kapağındaki metal kafalar üçer metreden oluşuyor, hala daha bir yerlerde sergileniyormuş, ikisinin arasında görünen de katedral. albümün ana teması iletişimsizlik elbette, şarkı adlarından ve sözlerden de gayet anlaşılıyor bu, hal böyle olunca metal dudaklar arasındaki dört noktanın aralarındaki iletişimi ya da iletişimsizliği simgelediğini görmek pek de güç değil.
bu dört nokta bana dört kişiyi/kişiliği de temsil ediyor gibi; david, nick, richard ve roger. belki de bir tanesi syd olabilir, bana öyle geliyor, sanki buralarda da bir gönderme var gibi. albümün adının hikayesi de enteresan, isim bulması için douglas adams'a gidiyorlar ve o da alacağı parayı gergedanları koruma projesine yatırmaları kaydıyla bu öneriyi kabul ediyor ve the division bell doğuyor.
bunlar işin hikaye kısımları biraz, şarkılara gelirsek, klasik tabirle her biri diğerinden güzel. böyle bi odada muhteşem bir ses sistemiyle günlerce dinleyeceksin bu albümü. marooned inanılmaz bir parça, grammy ödülü almışlar bunla zaten. cluster one olsun, poles apart olsun, coming back to life olsun ve elbet bir high hopes olsun muazzamlar gerçekten de. yani high hopes diyoruz zaten, daha ne olsun.
hala daha dinlemeyeniniz varsa dinlesin, başka da bir şey demiyorum.
20 Kasım 2009
23 Ağustos 2009
julia dream
julia dream, dreamboat queen, queen of all my dreams
every night i turn the light out
>>
özenle sardığı sigarasından bir nefes aldı julia, masasının üstüne düşen ufak ışığa doğru üfledi, izledi. sonra bir kez daha, daha derin nefes aldı, üfledi. üfledi dediysem hızlıca değil, yavaş yavaş.. hatta bir keresinde ağzını açtı duman hafifçe dışarı çıktı, kafasını geriye attı, duman havada kaldı, ışıkla savaştı.
bunu tam beş defa yaptı. kafasını geriye attı demiş miydim? kafasını geriye attı. tavan koptu, gitti. yıldızlar geldi, elini uzattı yıldızlara, yetişemedi. sandalyenin üstüne çıktı julia, bir kere daha denedi, yetmedi. üstüne tabure koydu, yastık koydu, yine yetmedi. kitaplıkta fante'nin yanında duran tozdan aldı biraz, onu koydu, olmadı. aşağıya indi, dolabını açtı, kırmızı yırtık hırkasının içine saklanmış hüznü aldı bu kez. julia bir daha denedi, az kalmıştı. hüznü alıp, hırkanın içine geri gömdü, orada yeri yoktu, öyle yeri yoktu.
masasına doğru yürüdü sonra, kurşun kaleminin içinden şiiri aldı, en üste koydu. artık çok yakındı, öyle yakındı ki yıldızın soğukluğunu parmak uçlarında hissediyordu. ellerini göğsüne soktu, iki yana çekti, parçaladı, aşk'ı aldı, nihayet yıldızlara değdi. tutundu, yıldızın üstüne çıktı.
julia aşağıya baktı, sözcüklerden oluşan buluttan başka bir şey göremedi. öyle ki julia konuşulan her şeyin kelime kelime gökyüzüne çıktığına ve orada bir yerlerde kaldığına inanırdı. işte şu köşede "seni seviyorum" vardı, bu köşede "senden nefret ediyorum", hemen yanında "ama neden?", onun karşısında "julia dream". ve daha binlercesi..
julia köşedeki ışığı aldı avucunun içine, sıktı sıkıca, öyle sıktı ki kılıç gibi keskin ışık hüzmeleri ellerine battı, kesti. kanı aktı julia'nın, ışık gitti, üzerime yağmur diye yağdı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
