.

Related Posts with Thumbnails
ferzan özpetek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ferzan özpetek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2011

sinyora enrica ile italyan olmak


italya'da yaşayan ali ilhan'ın iki gün önce gösterime giren ilk filmi sinyora enrica ile italyan olmak.

türk-italyan filmlerine tabii ki ferzan özpetek'le alışığız, bu da yeni bir tat oldu. film hüzünlü biten bir sona sahip olmasına rağmen genel olarak çok keyifli.

ismail hacıoğlu'nun bazı sahnelerde riccordo scamarcio'ya benzemesi güzelliğini geçip konuya gelelim biraz. ekin türkiye'de yaşar ve türkçe'den başka bir dil bilmez, amcası ise italya hayranıdır ve ekin'in babasıyla aralarının bozulmasını göz önüne alarak onu italya'ya okumaya yollar.

elbette ekin için işler kolay değildir, evde beraber kaldığı güzeller güzeli valentine'ya aşık olur, bundan sonrası biraz klişe. valentine dönem arasında sicilya'ya gider ve evin sahibi enrica - ki sonradan ekin'e yaklaşır- bu aradaki zaman boyunca ekin'i italyan yapmaya çalışır. nasıl dans edileceğini, italyanca'yı ve nasıl giyineceğini gösterir ve fakat yanlış anlama sonucu yine onu evden kovar. valentine gelir ekin'den etkilenir, sevişirler, ekin buna anlam yükler, valentine çeker gider.

filmde enrica'ya gençliği zamanında fellini tarafından hediye edilmiş bir şarap da vardır.

sanırım filmde ferhat göçer'in söylediği bir şarkı varmış, ben fark etmedim bunu da filmin başarısına veriyorum.

29 Aralık 2010

mio fratello é figlio unico


filmde son dönem italyan sinemasından ufak ufak parçalar var.

riccardo scamarcio'u - ki kendisi dünyalar güzeli-  ferzan özpetek'in serseri mayınlar'ından ve sanıyorum ki 2009'daki film ekimi idi, cennet batıda'dan tanıyoruz, bu filmde de en az oradaki kadar gerçekçi bir oyunculuk sergiliyor.

filmde ferzan özpetek'i çağrıştıran tek şey riccardo değil, kendisi kız arkadaşıyla sevişirken küçük kardeşin sesleri duymamak için açtığı radyoda çalan şarkı da bizi karşı pencere'ye götürüyor.

bir başka ufak geçişi ise ilk iki dakikada görünen kilisedeki papazdan yani ascanio celestini'den yapıyoruz. bu sene italyan film festivali kapsamında türkiye'ye geldi ve la pecora nera filmiyle izleyicilerle buluştu. oradaki söyleşide ve filmde - tımarhanede yetişen bir çocuğun ,ki kendisi oynuyor bunu,  yaşamı var - adamın politik duruşunu ve sosyal duyarlılığı gayet açıktı zaten. bu filmde karşıma çıkması garip oldu. garipsenecek bir şey değil tabi çünkü filmde ülkemizde de olan sağ-sol çatışmalarının aile ve toplum içindeki yansımaları gösteriliyor.

bir şekilde fark edilmek için uçlarda yaşayan küçük kardeş, önce faşist oluyor sonra araştırıp bunu bırakıyor ve sol hareketlere katılıyor, en sonunda ise ikisinden de kopup zamanında çokça sorun yaşadığı ailesine ve çevresine yardım ediyor.

bu konular ajitasyon ve seyirciyi sömürmek için ideal konular fakat bu filmde ne güzel ki bunlar yok, gayet sade bir şekilde bir durumu bize yansıtıyor.

bol ödüllü bir film, vakit varsa izlenmeli.

20 Aralık 2010

le fate ignoranti


per i nostri sette anni insieme, 
per quella parte di te che mi manca
e che non potrò mai avere, 
per tutte le volte che mi hai detto non posso, 
ma anche per quelle in cui mi hai detto ritornerò...
sempre in attesa, 
posso chiamare la mia pazienza amore ? 
la tua fata ignorante...

01 Eylül 2009

hamam


bir başka ferzan özpetek filmi.
cahil periler ve karşı pencere'de olduğu gibi bunda da eşcinsel aşk konu edilmiş. ferzan özpetek'in bu kafalardaki tabuları yıkma çabasını çok seviyorum, italya'da yaşayan bir çift, ailesinin istanbul'daki mülkiyeti olan hamam'ı satmak için bizim buralara geliyor, gerçi önce adam geliyor en son da eşi.
gelen adam ki adını hatırlayamıyorum, hamam'ı görüyor ve çok etkileniyor, burada kalıyor, restore etmeye çalışıyor hamam'ı, bu arada o binada kalan bir ailenin yanında kalıyor, işte her şey de burada başlıyor. adam evin oğlundan hoşlanıyor, pek tabi bu karşılıklı oluyor. en sonunda aylardır italya'ya dönmeyen adamın eşi türkiye'ye geliyor ve bir gece adamı ve genci hamam'da sevişirken yakalıyor.
sonraki gece ise toplu bir rakı masasında adama "ben en yakın arkadaşınla sevişiyordum, arabada, ofiste, senin yatağında" diye bağırıyor. bundan sonra gitmek için odasına gittiğinde adam da gidiyor yanına, konuşuyorlar sarılıyorlar.
bir gün adam zili çalan kapıyı açınca mafya'dan birisi, ısrarla mülkü satmadığı için adamı bıçaklıyor ve adam ölüyor. kısaca böyleydi film, pek tanım gibi oldu, etkileyiciliğindendir her şeyi yazmak istiyor insan.

la finestra di fronte



izlediğim en güzel filmlerdendir karşı pencere. sadece müzikleriyle değil, çekimleriyle, konusuyla, o konuyu anlatışıyla bir başkadır.
filmden daha çok öne çıkan müziklerinin olması yadırgayacağım bir şey değil çünkü gerçekten yapılmış en güzel soundtracklerden biri karşı pencere'ninki. her şeyden kısa özet olarak bahsettiğim gibi bundan da bahsedeyim ama önce ferzan özpetek filmlerini biraz incelemek lazım sanırım. hamam'da da cahil periler'de de eşcinsel aşklar işlenmişti, karşı pencere'de de hiç beklemediğiniz şekilde hayat buluyor bu, yaşlı amcamız zamanında nazilerden birçok kişiyi kurtarmış ve fakat sevdiği kişiyi kaybetmiştir, onun da adı simione'dir. yahudi olduklarından ve toplumun o zamanlar pek de - ki hala öyle ne yazık ki-, eşcinsel ilişkileri kaldıracak durumda olmadığından çeşmenin yanındaki kayanın arasına mektupları koyarak haberleşiyorlar. yıllar sonra bununla yaşamaya başlıyor amcamız, ve birgün sokakta bununla karşılaşan ailemiz de onun hayatından kopamıyor.
ailenin annesinin sanem çelik'in yabancı versiyonu olduğunu belirttikten sonra, çok çok güzel olduğunu da söylemem gerekiyor, inanılmaz çekici, rolü de muhteşem oynamış. bu hanım ablamız karşı apartmanda oturan adamı pencerede izliyor ve o adam da bunu. ve bir süre sonra birbirlerine aşık oluyorlar fakat anne, elinde olmasına rağmen ailesini seçiyor yaşamak için, bir vazgeçiş var. tıpkı amcamızın sevdiğinden vazgeçip, onlarca insanın hayatını kurtarması gibi.
onlarca insanın hayatını kurtarıyor ve böylece ailenin annesinin de kendi hayatını kurmasına/yaşamasına pasta yapmasına vesile oluyor. tadı damakta kalan bir film gerçekten, izlemeyenler izlemeli, bir kez daha izlemeli.