kitap dokuz öyküden oluşuyor.
öyküler romanlardan çok farklı, bazen yüzlerce sayfalık romandan daha fazla bir şey çıkabiliyor kısacık öykülerden. ferit edgü de türkiye'deki en iyi öykücülerden belki de. çok uzun şeyler yazmaması, yazmamayı tercih etmesi, fakat bununla beraber çok şeyler de söylemesi en güzel yanı sanırım. bir de özlü'lerle olan yakınlığı beni daha da çekiyor orası tamamen kişisel.
kitaba gelirsek, muhteşem iki öykü barındırıyor. ikisi de birbirini takip ediyor, birincisi kanca ikincisi ise dönüş. dönüş hakkında bir şeyler söylemek gerek, okuduğum en güzel öykülerden biri kesinlikle. benliğinden sıyrılıp kendine baktığını öğrendiğimiz bir adamın hikayesi. yüzleşmenin böylesine içten ve acı olduğunu daha önce görmemiştim.
o muhteşem sonuyla bitirelim yazıyı da,
"
o gülümseyerek teşekkür etti
kahvesinden bir yudum aldı
sonra kağıtları karıştırdı
sonra yazı makinesinin tuşlarına vurmaya başladı
boşluğa yönelmiş
bir makineli tüfeğin
tetiğine basar gibi...
"
- akla elbette ester'in söyledikleri gelir ..
ferit edgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ferit edgü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Eylül 2010
11 Temmuz 2010
do sesi
ferit edgü'nün bir başka kitabı.
bana, bir gün, "do sesini verdim, ölümü yendim" diyen semiha berksoy'a diye başlar.
minicik hikayelerden oluşuyor ve hemen bitiyor, içlerinden bir tanesi de belki;
"
belki konuşmuştur. hiç belli olmaz.
belki suskunluğunu korumuştur. hiç belli olmaz.
belki söz konusu o değildir.
bu konuda bir şey söylenemez.
belki o sıralar, o başka bir yerdeydi.
bu da olasıdır.
belki, ben bu satırları karaladığım sırada her şey açıklığa kavuşmuş olacaktır.
belki o, şu sıralarda, kahrolası birine, seni seviyorum, demektedir.
hiç belli olmaz.
belli olmaması da, doğrusunu isterseniz ( hiç değilse benim için) çok,
çok daha iyidir.
"
05 Temmuz 2010
her şeyin sonundayım
her şeyin sonundayım, tezer özlü ile ferit edgü'nün mektuplaşmalarından oluşuyor.
yine bu özel hayatın sunulması durumuna girmek istemiyorum, tezer hakkında her şeyi bilmek istiyorum çünkü. tüm kitaplarında ,ki gerçekten de günlük gibilerdir, sadelikten ve tamamen egodan arınmış bir kişilik sundu tezer bize. burada gördüğümüzde daha azı ya da fazlası değil, ne ise onu söylüyor hep. her hikaye gerçek.
tüm o hastane zamanları, odada tek başına geçirdiği günler, sıkıntıları, özlemleri, hepsi var bu kitabın içinde. bazı yerlerde cevapları göremiyoruz fakat tezer özlü'yü anlamak için muazzam bir kaynak bu.
yine söylediği birkaç şey var;
" odanın içinde geziniyorum. bazı bazı burada gezinmem gerekiyor. resimlere, duvarlara, kendi resmime bakıyorum. hep bach'ın süitlerinin ilk kısmını dinliyorum.
hiç yemek yemedim bugün. öyle sanıyorum ki artık hiç yemek yemeyeceğim. uyumayacağım. çünkü uyuyan ve yemek yiyen ben değilim.
ben beni bunaltıyor.
ben'in yazdığı bu satırlar canımı sıkıyor benim."
ankara/ekim/66
13 Mayıs 2010
hakkari'de bir mevsim
hakkari de bir mevsim gibi, soğuk karanlık.
ferit edgü'nün tezer özlü'nün de desteğiyle yazdığı uzun bir şiir aslında bu kitap. bu şiirde sürgündeki bir öğretmenin hakkari'ye gidip oradaki yaşamı, koşulları, dilleri öğrenmesi, çocukları sevmesi var. hastalıklar olur uzak köyde, çocuklar ölürler, öğretmenden medet umarlar, öğretmenin elinden bir şey gelmez. bir gece kapı çalınır, gelen alaaddin'dir ve şöyle olur;
"alaaddin geliyor. gece.
hoca, benim kardes hasta, diyor.
nesi var? diyorum.
atesi var çok, diyor. ölecek.
ilac vereyim mi? diyorum.
hayir, portakal ver, diyor.
portakal yememistir hic."
film berlin'den ödüllerle dönmüş ve farklı dillere de çevrilmiştir, dışarıda pek bulamıyoruz bunu, sağolsun gugıl bize yardımcı oluyor, vakti zamanında türkiye'de yasaklanan film burada .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


