03 Temmuz 2010
wristcutters: a love story
etgar keret'in hikayesinden yola çıkıp çekilmiş bir film bilek kesenler.
hikaye neredeyse tüm etgar keret hikayeleri gibi sıradışı. daha önce gazze blues ve nimrod çıldırışları'nı okumuştum, yeni yeni çevriliyor her şey. buna denk geldim şimdi de.
intihar eden bir çocuğun, gittiği dünyanın aynısıyla karşı karşıya kalması var, ve bu durum için daha kötü ne olabilirdi diye soruluyor. her şey aynı, çocuk pizzacıda çalışıyor, her renk soluk, herkes ölü.
ve birgün yine ölü bir tanıdığını görüp, kız arkadaşının da kendi ölümünden sonra intihar ettiğini öğreniyor ve onu aramaya dair bir yol filmi karşımıza çıkıyor.
hah bir de tom waits var.
04 Haziran 2010
(moral bozukluğu ve) 31
yani, çok güzel gerçekten de.
bir günde çekilmiş bir film moral bozukluğu ve 31. son zamanlarda izlediğim en keyifli filmdi, tek başıma izlememe rağmen muazzam eğlendim. oyunculuklar diyaloglar o kadar güzel ve o kadar doğal ki. özellikle deniz alnıtemiz muhteşem.
filmde olmasa iyi olurdu dediğim tek sahne dans sahneleri. hakkaten biraz recep ivedik kokuyor.
ne diyeyim, izleyin. zaten satış yok, korsan olarak satılıyor!
http://moralbozukluguve31.com/
01 Haziran 2010
başka semtin çocukları
yönetmen aydın bulut'un dizileri bırakıp daha fazla film çekmesi gerekiyor.
gaziosmanpaşa'da geçiyor film, böyle delikanlılık havaları. yine insanlığın en büyük suçu olan güce tapmak durumları arasında işlenen cinayetler, alınan hayatlarla devam edip bitiyor.
filmin sonu sürpriz bir şekilde bitiyor, ben tahmin edememiştim. sonu daha oturaklı olsun diye belki "nedenler" fazlalaştırılıp daha gerçekçi kılınabilirdi ama yine de şaşırtıyor. ismail hacıoğlu hakkında da bir şeyler söylemek gerekiyor sanırım, nedendir bilmem oyunculuğu bana çok etkileyici gelir bu adamın. oynadığı dizilerde de -ki sadece bir tanesine denk gelebildim bunca yaşantımda-, oynadığı filmlerde de karaktere tam uyuyor ya da ona tam uyan karakterler veriliyor. bu filmde de gerçekten çok iyi.
film dediğimiz gibi güç ekseninde ilerliyor. şehrin ve insanların bir kenarına itilmişlik, bundan kaynaklı bir ezilme duygusu ve bunu karşılamak için başvurulan güç/delikanlılık durumları. takım elbiseler, rugan ayakkabılar "adam" olmak için yeterli oluyor bu yerlerde. bilseler ya o öyle olmuyor.
30 Mayıs 2010
vavien
okul gibi bir film çekmiş taylan biraderler'in filmi vavien, bu da en az ağır roman kadar garip. bozuk saat, iki doğru olayı olsa gerek.
muhtemelen hepimizin bir dönem izlediği avrupa yakası'ndaki rollerinden esintiler bulabileceğimiz oyunculuklar sergiliyor engin günaydın ve binnur kaya. engin günaydın demişken bir ara uykusuz'da yazmaya başlamıştı, ben severdim yazılarını sonra gitti dergiden.
film biraz acı gerçeklerden oluşuyor. bir karı koca ilişkisi, kimsenin kimseye güvenmemesi gerektiğinin kim bilir kaçıncı dersi.. insan korkuyor bunları izlediğinde, ben tedirgin oluyorum.
filmin adının vavien olması da sadece öyle olması için değil sanırım. vavyen iki anahtarın aynı işlevi görebilmesi elektrikte. bir koridorun başında ışığı açıp en sonuna gidince kapatabiliyorsunuz, film de öyle. şimdi konu taylan biraderler olunca öyle derin çıkarımlar yapmamamız gerekiyor sanıyorum ki ama biraz eşelersek filmin başlayıp bitmesinin dışında kişiliklerde veya ikili ilişkilerde yansımalarını görebiliriz.
insanlar evleniyorlar, koridorun başında ışığı açıyorlar yollarına başlıyorlar, ama işte boşanmak ve karşılıklı güvensizlik koridorun sonundaki anahtarı kullanıp her şeyi karanlığa gömebiliyor, ki filmde de bir ara o anahtara başvuruluyor, ama -yine- kadının özverisiyle o anahtar kullanılmıyor.
ağır roman
çocukluk dönemimize denk gelen bir filmdi ağır roman. çok zamanlar geçmiş izlediğimizin üzerinden, çok şeyler unutmuşum. dün tekrar izledim, bu defa böyle bir filmin mustafa altıoklar'dan nasıl çıktığına şaştım.
bir istanbul masalıdır.
29 Mayıs 2010
gitmek / benim marlom ve brandom
gitmek yenilmek değil kazanmak da.
gitmek gitmektir işte...
hepsi bu!
demişti birileri. aşk için ölümü bile göz önüne alan kızın hikayesidir. sadece, iran sokaklarındaki serseri çocuğa " sıçarım ağzına, siktir git lan, siktir git!" demesini görmek için bile izlenir.
28 Mayıs 2010
kıskanmak
izlediğim zeki demirkubuz filmleri içinde belki de en başarısız olanıydı.
zeki demirkubuz, nuri bilge ceylan, serdar akar.. bunlar hep samimi diyaloglar ve yapmacık olmayan hareketlerle bizi kendilerine çektiler. masumiyet'teki o yapay olmamak durumu kıskanmak'ta tamamen tersine dönmüş.
berrak tüzünataç seçimini anlamak zor, bana güzel gelmediğini bir yana bırakırsak oyunculuk adına da bir şey yaptığını söylemek zor geliyor bana. oyunculuk biraz da yalan söyleyebilmekle alakalı, gerçeğe ne kadar yaklaşırsan o kadar iyi. ama filmde gerçeklikten o kadar uzak ki insanlar, kasıntı muhabbetler, gelişigüzel değil de bir yerlerden okunan metinler, sizler bizler havada uçuşuyor.
geçmiş zaman filmi olmasıyla bugünkü türkçeye yakın bir şeyler beklentisi içine sokmuyor zaten izleyiciyi ama o zamanlar insanlar "siz" yerine "sen" de diyorlardır elbette. konuya gelirsek, elbette kıskanmak üzerine film. güzelliği kıskanan, kendine göre çirkinliğin en sonunda kendinin ve herkesin hayatını zindana çevirmesiyle son buluyor.
güzellik, çirkinlik, kıskançlık konusunda çok şeyler yazılabilir hiç girmiyorum, benim için beklentileri karşılamayan bir film oldu kıskanmak.
27 Mayıs 2010
iki dil bir bavul
46. antalya altın portakal film festivalinden en iyi film ödülünü almış bir film iki dil bir bavul, filmden ziyade belgesel diyen de var, kabul edilebilir bir şey.
yeni atanmış emre öğretmen türkçe bilmeyen minik çocuklara okuma öğretmeye çalışır, annesiyle konuşurken şunu söyler "hiçbir şey yok anne ya, hiçbir şey!". gerçekten de hiçbir şey yoktur bulunduğu yerde.
fakat sarışın, tırnaklarının arası pis mis gibi çocuklar vardır, zilkif vardır. el ele tutuşmayı öğretir emre öğretmen, sonra sınıfa hadi el ele tutuşun der. türkçe bilmeyen çocuklar anlayamaz, ellerine ne yapacaklarına bakarlar.
dediğim gibi filmden ziyada gerçek bir hikayedir elbette iş böyle olunca insan sadece bir film olarak bakamıyor filme. ne diyeyim, şartlar herkes için iyi olur umarım bir gün.
bir de bayındırlık ve iskan bakanlığı, en iyi film müziğini vermiş bu filme fakat gelin görün ki filmin tek bir müziği yoktur.
yeni atanmış emre öğretmen türkçe bilmeyen minik çocuklara okuma öğretmeye çalışır, annesiyle konuşurken şunu söyler "hiçbir şey yok anne ya, hiçbir şey!". gerçekten de hiçbir şey yoktur bulunduğu yerde.
fakat sarışın, tırnaklarının arası pis mis gibi çocuklar vardır, zilkif vardır. el ele tutuşmayı öğretir emre öğretmen, sonra sınıfa hadi el ele tutuşun der. türkçe bilmeyen çocuklar anlayamaz, ellerine ne yapacaklarına bakarlar.
dediğim gibi filmden ziyada gerçek bir hikayedir elbette iş böyle olunca insan sadece bir film olarak bakamıyor filme. ne diyeyim, şartlar herkes için iyi olur umarım bir gün.
bir de bayındırlık ve iskan bakanlığı, en iyi film müziğini vermiş bu filme fakat gelin görün ki filmin tek bir müziği yoktur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








