.

Related Posts with Thumbnails

27 Kasım 2009

wearing the inside out

cehennemde bir mevsim






"
anımsayabildiğim kadarıyla, eskiden, bir şölendi yaşantım açtığı tüm çiçeklerin, tüm şarapların akıttığı.
bir akşam güzelliği dizlerime oturttum. - ve acı buldum onu.
- sövdüm.
silahlandım tüzeye karşı.
kaçtım. ey büyücü kadınlar, ey mutsuzluk, ey kin, size emanet edildi hazinem. her insancıl umudu usumdan silip atmayı başardım. boğazlamak için onu yırtıcı bir hayvan sessizliğiyle her kıvanca saldırdım.
cellatları çağırdım ölürken tüfeklerinin dipçiğini dişlemek için.
afetleri çağırdım kumla, kanla boğulmak için. tek tanrımdı mutsuzluk. çamurlara uzandım. suç güneşinde kurulandım. deliliğe yanan bir oyun oynadım.
budalanın o korkunç gülüşünü taşıdı bana ilkyaz.
ve son falsomu da yapmak üzereyken, iştahımı belki de yeniden kabartabilecek olan eski şölenin anahtarını aramayı düşündüm.
iyiliktir bu anahtar. - belli ki düş görmüşüm, bu düşünce onu gösteriyor.
alnımı o canım haşhaş çiçekleriyle defneleyen iblisim haykırıyor: ''sen hep sırtlan kalacaksın...'', '' tüm iştahlarınla, bencilliğinle ve büyük günahlarınla ölümü haketmeye bak.''
ah! ölümden fazlasıyla aldım payımı: - ama, sevgili şeytan, senden tek dileğim, daha az öfkeli bir göz ve bu arada birkaç da gecikmiş küçük alçaklık. yazarın öğretim ve eğitim yetilerinden yoksun olmasını bilirim pek seversin, işte koparıyorum senin için şu birkaç iğrenç sayfayı lanetli defterimden."

mauvais sang



ona, "benimle gelecek misin?" diye sordu.
kızsa, ne evet dedi ne de hayır.
bu, kızların ve erkeklerin ayrılma şekliydi.

dağılgan



sesini söyle sesini
görünen ağzında yarı çıplak
seni sevdiğimin görünüşü gibi.

güzdü, yapraklar vardı
biz yitirmek için yaşadık bu ölmezliği
güzdü, yapraklar vardı
her bir bakışınla o şimdi
dağılan beni sevdiğinin dağılışı gibi.

26 Kasım 2009

2012




(bkz: yapma demiyorum hobi olarak yine yap)

her şeyden önce, filmin daha ilk sahnesinde istediği yemeği yapan kadına "i can't wait" diyen adamın bu repliğini "hemen yumuluyorum!" diye çeviren çevirmene saygılarımı sunuyorum, sundum.

filme geleyim diyorum da neresine geleceğim bilmiyorum. zaten şu kıyamet filmlerinden oldum olası nefret etmişimdir, daha da ne kadar ekmeğini yiyecekler bunların bilmiyorum. ya film komikti, yani öyle görseller falan tamam da bi yerden sonra oehh diyor insan, iki saat boyunca böyle saykıdelik şeyler gördüğünü düşün, bayıyor artık. hadi ona tamam dedik de, bu adamların her olaydan böyle son saniyede kurtulmaları falan çok komik olmuş, bir de mantık hatalarının tavan değerlere ulaştığı bir film bu. düşün ki hemen karşıdaki dağlar yıkılıyor, yanardağ patlıyor ama bizim elemanlarımız hiç sarsıntı falan hissetmiyor öyle duruyorlar. zaten o elemanlar ki, dünya darmadağın olurken öyle normaller ki, sıkan filmden eğlenceli şeyler çıkartmaya başlıyorsun.

yani bu tarz görsele verilmiş filmleri seviyorsanız izleyin, yoksa o güzelim zamanlarınızı buna harcamayın. tekrar ve tekrar yaşasın bağımsız filmler diyor, bayram denilen bu saçmalıktan kurtulmamızı dileyerek sözlerime son veriyorum.

trainspotting



o güzelim iskoç aksanına doyuruyor, kaldı ki sadece bu değil.

trainspotting bizim küçük william wallace'larımızın oynadıkları bir oyun aslında, istasyonda geçen trenlerin numaralarını falan kaydediyorlar, böyle bir şey. film çok güzel, tiyatrosu da yapılmıştı, ki müziklerini hiç haz etmediğim babazula yapmıştı sanıyorum. geçen sene taksim'de istiklal üzerinde bir yerde oynanıyordu, merak edenler için hala orada olabilir. uzatmadan o muazzam giriş kısmını kopyalıyorum.

"choose life. choose a job. choose a career. choose a family. choose a fucking big television. choose washing machines, cars, compact disc players and electrical tin openers. choose good health, low cholesterol, and dental insurance. choose fixed interest mortgage repayments. choose a starter home. choose your friends. choose leisurewear and matching fabrics. choose diy and wondering who the fuck you are on a sunday morning. choose sitting on that couch watching mind-numbing, spirit crushing game shows, stuffing fucking junk food into your mouth. choose rotting away at the end of it all, pishing your last in a miserable home, nothing more than an embarrassment to the selfish, fucked up brats you spawned to replace yourself. choose your future. choose life... but why would i want to do a thing like that? i choose not to choose life. i choose somethin' else. and the reasons? there are no reasons. who needs reasons when you've got heroin?"

24 Kasım 2009

hotaru no haka



bundan tam 21 yıl önce yapılmış.

"bir anime insanı ağlatabilir mi?" sorusunun cevabıdır.

yaşamın ucuna yolculuk



gece bloglar arasında gezinirken denk geldim yine kitaba, arkada air born çalıyor.

kitap benden bin kilometre uzakta, hani keşke burada olsaydı da altı çizili yerlerden birkaç şey yazsaydım buraya diyorum ama öyle bir kitap ki istesen bütün cümlelerin altı çizebilirsin, hangisini koyacağına karar vermek bile zor olurdu.

tezer özlü'nün o özgürlük tutkusunu, sınırsızlığı dibine kadar hissediliyor. kafka'lar pavese'ler, berlin, prag, oteller, insanlar.. her şeyden onlarcası var.

ne de olsa otelden ayrılıp gelişigüzelliğini yürüdü caddelerin.