10 Ekim 2016
14 Haziran 2012
25 Ocak 2012
09 Ocak 2012
02 Aralık 2011
13 Kasım 2011
01 Kasım 2011
27 Ekim 2011
24 Ekim 2011
03 Ekim 2011
09 Eylül 2011
27 Ağustos 2011
15 Ağustos 2011
14 Ağustos 2011
10 Ağustos 2011
08 Ağustos 2011
22 Haziran 2011
yitiksiz
sabaha karşı oturup ağladınız
ama mesela şimdi ben
ne aradığımı bilmiyorum
sabaha karşı oturup ağladınız
çünki sizin aşkınız vardı
kurumuş çiçekleriniz vardı
aşina yıldızınız gökte
oturup çok çok ağladınız
ağlayıp iyi ettiniz
size imreniyorum çünki
çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda
çünki yalnızlığımda öyle güzelim
üç beş kalem insan gelip geçtiler
benim aradığımı bulup geçtiler
biliyorsunuz bu dünya bana yetmez
biliyorsunuz bütün kapıları omuzladım
kimini açtım kimini açamadım
bütün gemileri dolaştım limanlarda
hepsi rıhtımlara bağlıydılar
bütün adalar vakti yitikti
sabaha karşı oturup ağladınız
çünki siz bulup da yitirdiniz
ben yitirmem bir bulsam
büyük kayaları üst üste korum
ama biliyorsunuz her şey gelip geçicek
süslü kadınlar gibi oymalı arabalarda
iki vakit arasında sessiz bir çiçek
bir dökülecek bir açacak
sonunda cılız köprülerin öte başında
bir benim bulamadığım kalacak
sabaha karşı oturup ağladınız
ama mesela şimdi ben
ne aradığımı bilmiyorum.
15 Mayıs 2011
bizim büyük çaresizliğimiz
aylardır beklediğim bir filmdi bizim büyük çaresizliğimiz, hatta film festivalinde elimin ucuna gelen bileti almayıp, sonradan tükendiğini öğrendiğimde yıkılmıştım resmen fakat çok da gerek yokmuş.
barış bıçakçı'yla iki seneyi aşkın bir süre önce tanıştım, son dönemde yetişmiş en başarılı yazarımız bence. film de aynı ismi taşıyan romanından sahneye uyarlanmış, keşke yapılmasaymış. belki kitaptaki anlatımın çok sıradışı güzelliği nedeniyle film bana sıradan geldi bilmiyorum ama kopukluk çok fazla ve ne yazık ki oyunculuklar gerçekten çok kötü. bir tek çetin'i oynayan fatih al kurtarıyor, onun dışında özellikle nihal'i oynayan güneş sayın - ki ilk filmiymiş, yeni öğrendim ben de- çok sırıtıyor, hiç doğal değil.
belki bilerek yapılmak istenmiş bilemiyorum ama filmdeki diyaloglar o kadar yapmacık duruyor ki, etraftaki sesler kesilmiş sadece konuşmalar var fakat rahatsız edici bir şeyler var kesinlikle. filmden bu kadar olmamışlık duygusuyla ayrılacağımı tahmin etmezdim, barış bıçakçı filmin bu şekilde şekillenmesine nasıl izin vermiş anlamıyorum, belki gerçekten kafasında kurduğu hikaye de böyle bir şeydi romanda. bendeki farklı olduğu için rahatlıkla olmamış diyebiliyorum filme. başka romanlarını sinemalarda görmemek ümidiyle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





